Boğazına kadar karanlıkta, gözleri sıkı sıkıya bantlanmış o trans hemşire betondan soğuk duvarlara yaslanmıştı. Teninde titreyen heyecanla, elle tutulur hiçbir şey göremeden sadece dokunuşların rehberliğine bırakmış kendini. Yarağı elinde hissedip parmaklarının ucuyla hissettiği sertlik, kanını kaynatan bir davetti. O anın ağırlığıyla nefes alış verişleri hızlandı; amcığını aralıksız yalayan dilinin ıslaklığıyla sırılsıklam olmuştu.
Adamın sert hareketleriyle bedeninde yankılanan her itiş, tıpış tıpış atan kalbini daha da çılgına çevirdi. Arka kapısını yavaş yavaş açmanın verdiği acıyla birlikte, içinde fırtınalar koptu. İlk girerken hissettiği o yanma, acı ve zevk arasındaki ince çizgide gezinirken amcığında giderek büyüyen dolgunluğu kabulleniyordu. Adam onu tutuyor, sıcak nefesi ensesinde dolaşıyordu; “Daha sıkı ol” diye hırladı adam, ardından gözü kapalı ama kulakları açık olan folloşa daha derin dayadı.
Ayaklarını omuzlarına kadar kaldırıp genişleten o bodur tenli adam, ritmini gittikçe hızlandırıyordu. İçeriye inen her sert köklemeyle birlikte kız kardeşin içindeki daracık deliğini zorluyor, dayanma sınırlarını zorluyordu. Gözlerindeki banttan başka hissedebildiği tek şey arada bir dökülen terdi; o ter damlası dudaklarının köşesine değdikçe amcığını sıktı daha da heyecanlandı kadın. Boğazına kadar inleten kocaman yarağı her dalışında yapıştırıyor yüzüne; nemli nefesleriyle yaşattığı işkenceyi seviyor gibi bakıyordu.
Son patlamalar yaklaşırken adamın her darbesiyle artık tamamen teslim olmuştu; sonunda bütün gücüyle içini boşalttı adam ve sıcak sıvısı ılık yayılırken bütün vücudu titremeye başladı. Kendinden geçmiş şekilde yere yığıldığında bile gözündeki bant kalkmamıştı ama o boşalma anının kaba gerçekliği altında çaresizce eğiliyordu. Karanlıkta boğulmuş korkusuz arzularıyla yarığı dolu dolu yaşayan bu folloşun hikayesi orada bitti; istekle bağıran bedenlerinin arasında çılgınca kopan fırtına ancak bitmişti.